Tahran Gezi Rehberi | aroundtogether.com | Gezi Rehberi & Travel Blog

Tahran Gezi Rehberi

Komşumuz İran’a her zaman gitme düşüncem vardı, fakat bir türlü fırsat olmamıştı. Asya seyahatim dönüşünden uçak biletleri deli pahalı olduğu için direk Türkiye’ye dönmek yerine alternatif rotalar bulup dönmeyi düşünüyordum. Tam da bu arada Malezya’nın başketi Kuala Lumpur’dan Tahran’a oldukça ucuz fiyata uçuş olduğunu gördüm. Seyahatimi sonlandırıp Türkiye’ye dönmeden önce İran’ı ziyaret etme vakti gelmişti.

Instagram hesabımı takip edin –> @around.together

Ucuz uçak biletlerini nasıl bulduğumu merak ediyorsanız, ucuza uçan havayolu firmaları yazıma göz atabilirsiniz.

Kuala Lumpur’dan bineceğim AirAsia firmasına ait uçak biletini extra bagaj hakkı dahil 170 dolara satın aldım. İran, Türkiye vatandaşlarından vize istemediği için yaklaşık 7 saat sürecek olan uçuşa hazırdım. Sorunsuz gerçekleşen uçuş sonrasında gece yarısı İran’ın başketi Tahran’da yer alan İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı iniş yaptık.

Havalimanında uzunca bir pasaport kuyruğu vardı, bunun sebebi ise birçok AB ülkesi vatandaşının havalimanında vize alıyor olması. Her ülkeye göre vize ücreti değişiyor ve seyahat sigortası yaptırması gerekli. Vize gerekli olmadığı için direk pasaport kontrolünden geçip çıkış kapısına yöneliyorum. Tahran’da CouchSurfing’den ayarladığım ve evlerinde 3 gece beni misafir edecek olan arkadaşların vermiş olduğu adrese gitmek üzere taksicilerle pazarlık etmeye başlıyorum. Havalimanı şehir merkezi gerçekten uzak bir yerde bulunuyor. Sıkı bir pazarlık sonucunda yaklaşık 25 TL’ye anlaşarak 40 – 45 dk sürecek olan taksi yolculuğuna çıkıyorum. Beni misafir edecek olan Muhammed  ve eşi Sol’un evlerine vardığımda saat çoktan 02.00’yi geçmişti. Kısa bir sohbet sonrasında, yorgun olduğumdan hemen yattıp uyudum.

Ertesi sabah Muhammed ve eşi ile güzel bir kahvaltı yaptık, sonrasında bana nereleri gezebileceğimi ve ulaşım hakkında bilgi verdiler. Şimdiye kadar kaldığım en cana yakın ve misafirperver insanlar. Hatta pazar günü olduğundan para bozdurabileceğim bir yerde yoktu, kendilerinde bulunan parayı para verdiler gezerken bir şey beğenirsem alayım diye.

Neyse güzel bir kahvaltı sonrasında Tahran sokaklarına kendimi attım. Şehir merkezine gitmek için evin dönünden geçen dolmuş taksiye binip, bizdeki Metrobüs tarzı otobüslere ulaştım. Evleri şehir merkezinde olmadığı için ancak 2 araç kullanarak şehir merkezine ulaşabiliyorum. Tahran’daki ilk günüm Pazar gününe denk geldiği içinn sadece sokaklarda gezip, insanların arasına karışmaya çalıştım. 7 saatlik uzun uçak yolculuğun etkisi hala devam ediyor. O yüzden fazla dışarı da zaman geçirmek istemiyorum. Şehir merkezinde yer alan pazarları ve hediyelik eşya satan yerleri gezmeye karar verdim. İlk durağım ise Kapalı Çarşı, meşhur İran halıları satılıyor. Fiyatları ise sizin tercih ettiğiniz boyutlara ve halının dokunduğu ipe göre değişiyor. Kapalı pazarın çok bir esprisi yok ve otantik de değil. En azından Türkiye’den giden birisine cazip gelmiyor.

Pazarda gezdikten sonra ayaküstü birşeyler yiyorum, yemek içme fiyatları Türkiye ile aynı sayılır. Birşeyler yedikten sonra tekrar otobüse biniyorum. Otobüslere binerken kart veya başka bir şey gerekmiyor, direk para verebiliyorsunuz. Eve geçince ertesi gün gezeceğim yerler üzerine ev sahiplerimle konuşuyoruz. Tahran’da gezip görülmesi gereken yerlerden bahsetmek gerekirse;

  • Kapalı Çarşı
  • Gülistan Sarayı
  • Azadi Meydanı
  • Derbent Mesire Yeri
  • Sadabad Sarayı
  • İmamzade Salih Cami
  • Milad Kulesi

Gülistan Sarayı

Ertesi gün ilk durağım şehir merkezinde yer alan Gülistan Sarayı oluyor. Başkent Tahran’da gezilmesi gereken yerlerin en başında burası. Gülistan Sarayı Safevi hanedanından Tahmasp zamanında başlanmış ve zamanında İran Türk hanedanı Kaçar Hanedanı’nın şahlarının ikametgâhı olarak kullanılmıştır. İran devriminden önceki son haneden olan Pehlevi Hanedanı döneminde ise resmi törenler ve yabancı heyetlerin üyelerinin ikameti için kullanılan bu saray günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. İçeriye girdiğinizde görkemli bir havuz ve bahçesindeki güller rengarenk güller sizi karşılıyor. Sarayı yaklaşık 2 saatte gezebilirsiniz. Gülistan Sarayında birçok farklı müze bulunmakta. Bizim Topkapı sarayı gibi ve her biri için ayrı ayrı bilet almanız gerekli. O yüzden detaylı olarak Gülistan Sarayı yazımda saraydan bahsettiğim için tekrar detaylara girmeyeceğim. Yazımı okumak için tıklayabilirsiniz

Gülistan sarayı iran

Gülistan Sarayını gezdikten sonra birşeyler yemek için dolanıyorum. Hemen köşe başında İran’nın meşhur Falafel’i denemek istiyorum. Önce bir köşede durup nasıl hazırladıklarını izledim. Nohut’u ezerek nugget gibi kızgın yağa atıyorlar, sonrasında ekmeğin arasına koyup çeşitli soslarla servis ediyorlar. Falafelin fiyatı ise uygun 5.000 Tümen (2,75 TL ).

Falafelin’i yedikten sonra en yakın metroya atlayarak Azadi Meydanına gitmeye karar veriyorum. Azadi Meydanına yakın bir yerde metrodan binebiliyorsunuz. Metrodan çıktıktan sonra meydana yürümeye başlıyorum.

Azadi Meydanı ve Kulesi

Tahran’ın simgesi haline gelmiş olan Azadi Meydanı ve kulesi İsfahan’daki Nakş-ı Cihan Meydanı’ndan sonra İran’ın en büyük meydanıymış. Azadi Meydanı Muhammed Rıza Pehlevi döneminde Hüseyin Emanet adlı bir mimar tarafından yapılmış. Meydandaki Azadi Kulesi’nin yüksekliği 48 metredir. Kulesinin içerine girebiliyorsunuz, içeride müze yer alıyor. Ben ziyaret ettiğim tarihlerde çevre düzenlemesi olduğu için maalesef müzenin içerisini ziyaret edemedim. Meydan her zaman çok kalabalık, çantanıza falan dikkat etmenizde fayda var.

Azadi Meydanını gezdikten sonra metro ile dönmek istemediğim için yürümeye karar verdim. Belirli bir yere gitmiyorum sadece sokaklarda dolaşmak insanların yaşam tarzlarını görmek için yürümeye karar verdim. Yol üzerinde birçok park ile karşılaşıyorsunuz. Parklarda insanlar bisiklet veya paten kayıyor. Bunları görünce televizyonların İran’ı nasıl da farklı, yozlaşmış ve gidilmemesi gereken tehlikeli bir yer olarak gösterdiğini düşünüyorum.

Havanın hafif kararmaya başlamasıyla birlikte evinde kaldığım İranlıların evine gitmek üzere metroya biniyorum. Erken dönmemin sebebi akşam yemek yemeye bir yerlere gideceğimizi, saat 19.00 gibi evde olmamı söylemeleri. Nereye gideceğimiz hakkında pek fikrim yok.

Eve gittiğimde Muhammed ve eşi Sol beni bekliyorlardı, geç mi kaldım diye düşünürken, Solmaz kız kardeşinin ve sevgilisininde bizimle gelecekleri onların gelmesiyle çıkacağımızı söyledi. Hep birlikte Muhammed’in arabasına binerek yola çıkıyoruz. İran’da Peugeot marka arabalar çok tercih ediliyor, özelliklede 206 veya 207 modelleri. Yolda giderken araba fiyatlarının ne kadar olduğunu merak ettiğimden Muhammed’e sordum. Benzin zaten bedava gibi bir şey, araç fiyatlarıda Türkiye’ye göre ortalama 2 – 2,5 kat daha ucuzmuş. Tam bilgim yok çünkü arabam yok deyince, ee bu araba kim diye sordum. Arabayı babasından ödünç almış, sırf birlikte bir yerlere gezmeye, yemek yemeye gidelim, taksi ile uğraşmayalım diye. Gerçekten oldukça alçak gönüllü ve misafirperver bir ülke.

Yemek yemek için geldiğimiz yerin ismi Derbent, Özellik yaz aylarında Tahran’ın kavurucu sıcaklarından kaçıp gelmek için ideal bir yer.

Derbent Mesire Yeri

Derbent Mesire alanı Tahran şehir merkezine biraz uzak bir konumda, Elburuz dağlarnını eteklerinde yer alıyor. Bizim eve ise oldukça yakın bir konumda bulunmakta. Mesire alanı diyince aklınıza yeşillik, ağaçlık bir alan gelmesin. Burası dağların arasında ortasından su akan bir yer. Kanyon gibi uzayıp gidiyor, sıra sıra hatta üst üste restaurantlar ve çay evleri yer alıyor. Derbent mesire alanının girişimde birde heykel bulunmakta. Burada tırmanış yaparken ölenlerin anısına dikilmiş. Bir yere oturmadan önce gezip fotoğraf falan çektikten sonra bir yere oturup birşeyler yemeye başlıyoruz. Fiyatlar ise pahalı değil ortalama bir et yemeğinin veya güvecin fiyatı 15 – 20 TL arasında değişiyor. Buraya gitmek istiyorsanız kesinlik hafta içi bir gün gitmenizi öneriyorum. Özellikle haftasonları bırakın oturmaya, yürümekte bile zorlanabilirsiniz.

Yemeğimizi yiyip, çayımızı içtikten sonra birde tavla oynayalım diyoruz. Ee tavlayı birde yerinde İranlılarla oynamak lazım. Eğlenceli ve hoş geçen saatlerin sonunda evimize dönüyoruz. Yatmadan önce ertesi gün gidebileceğim yerler hakkında bilgi alışverişi yapıyoruz. Benimde gitmeyi planladığım Sadabad Sarayına nasıl gidebilirim onun bilgisini aldıktan sonra yatıyorum. Yarın ilk durak Sadabad.

Sadabad Sarayı

Saray 1918 yılında Şah rejimi tarafından yazlık konut olarak kullanılan inşa edilmiş. Oldukça büyük ve geniş bir alan içersinde yer alan sarayda toplamda 19 müze yer alıyor. Gülistan sarayı gibi buraya girmek içinde tek tek her bir bölüm için bilet almanız gerekiyor. Durum böyle olunca da biraz pahalıya geliyor. Saray’da en çok gezilen bölümlerin başında Yeşil Saray, Beyaz Saray, Araba Müzesi, El Sanatları Müzesi ve silahların ve savaş araçlarının sergilendiği binalar geliyor. Benim en çok beğendiğim bölüm ise Şah’ın ailesine ait eşyaların yer aldığı ve devrimden önceki hayatın gösterildiği yer. Nereden nereye gelmişler, nasıl olmuş diye insan düşünüyor. Sadabad Sarayının bütün bölümlerini gezmediğim halde bile 4 saatimi burada harcamışım. Detaylı şekilde yazdığım Sadabad Sarayı notlarıma göz atabilirsiniz.

Sadabad sarayı gezdikten sonra ki durağım ise İmamzadeh Saleh Camii.

İmamzadeh Saleh Cami

İran’a gitmeden önce nereleri gezebilirim diye araştırdığım zaman caminin içerisinin fotoğraflarını görünce ağzım açık kalmıştı. Kesinlik gidip görmem gerekli demiştim. Ama maalesef kısmet olmadı. Ziyaret ettiğim de Hz. Hüseyin’in Kerbela da öldürülmesinin yıl dönümü olduğu için cami çok kalabalıktı. Bırakın içeri girmeyi, avlusuna bile giremedim. Sadece dışarıdan birkaç fotoğraf çekip çıktım. Kesinlikle gidip görmeniz gereken müthiş bir yapı.

Camiden çıktıktan sonra birçok kez yanından geçtiğim Milad kulesine gitmek üzere eve dönüyorum. Ev sahibi Muhammed, Sadabad sarayını gezince gelirsin akşam arabayla birlikte gideriz dediğ için erkende eve dönüyorum. Hep birlikte Milad kulesine doğru yola çıkıyoruz.

Milad Kulesi

İran’a gelene kadar burasının Dünya’nın en yüksek gökdelenlerinden birisi olduğunu bilmiyordum. Milad kulesi tam olarak 435 metre yüksekliğinde. Ve en tepesinde 360 derece dönen restoranı bulunmakta. Tabili buraya çıkmak için bir ücret ödemeniz gerekiyor. Bazen çok kalabalık oluyormuş o yüzden isterseniz internetten bilet de alabilirsiniz.

Milad kulesinin tepesine çıkmıyorum ama aşağıda oldukça güzel vakit geçirdik. Kulenin yanında yer alan parkta Pakistan’dan İran’a göç etmiş olan insanların düzenlediği organizasyonda takılıyoruz. Yemeklerinden tadıp, şarkılarını dinliyoruz. Oldukça güzel ve eğlenci zaman geçirdik.

Ertesi gün ise yola koyulma vakti. Kashan’a doğru yola koyulmak lazım. Tahran’dan Kashan’a gitmem için akşam internetten bilet alıyoruz. Daha doğrusu Muhammed benim için alıyor. Otobüs biletinin ücretini Muhammed’e veriyorum. İran’da maalesef başka ülkelerin kredi kartları ve bankamatik kartını kullanamıyorsunuz. Otogara gidip otobüs bileti alıp dönmek yerine Muhammed’in kartını kullanarak otobüs biletini aldım. Sabah erkende kalkıp bir sonraki ziyaret yeri olan Kashan’a doğru yola koyuluyorum.

Emir Aşkın192 Posts

Seyahat Yazarı, Gezgin, “Aroundtogether” gezi sitesini hayata geçiren, gezmek için işinden istifa eden, Gemi İnşaa Mühendisi.

0 Yorum

Yorum Yapın

Login

Tekrar hoşgeldiniz! hesabınıza giriş yapın

Beni Hatırla Şifremi Kaybettim!

Zendesk sohbet hesabınız yok mu? Üye Ol

Lost Password

Register